Önümde üretecek 40 yılım var!


David Schwartz’ın Büyük Düşünmenin Büyüsü kitabını okuyorum. David Schwartz kitabın ilk bölümünde mazaretlerimizin, başarının önünde en büyük engel olduğundan bahseder. Ve 40 yaşındaki bir danışanını, yapmak istediği şeyleri yaşı yüzünden yapamayacağı düşüncesinden, şu konuşmasıyla çıkarır.
Bir erkeğin üretken yaşı ne zaman başlar? – 20li yaşlarda. Ne zaman biter? 70 yaşlarında. Arada 50 yıl, yani yarım yüzyıl var. Sen kaç yaşındasın? -40. Üretken zamanının ne kadarını yaşamış oluyorsun? -20 . Ne kadarı kaldı? -30. O zaman sen üretken zamanının orta noktasnıda bile değilsin,üretken zamanının %40′ını bitirmişsin. Bu sözlerin ardından, danışanı “Ben hala gencim” düşüncesiyle görüşmeden ayrılır. Ben de kabaca kendim için aynı hesabı yaptım. 28 yaşındayım, üretken zamanımın 8 yılını geçirdim önümde üretken geçireceğim neredeyse 40 yılım var. Yaş, zeka, sağlık, şans gibi konularda mazeret uydurmak, insani eğilimimiz. Zaman ve deneyimler gösteriyor ki, bunların hiçbiri gerçek değil, öğrenilmiş duygularımız.

Dün Wordcamp 2010′da, WordPress’in kurucusu Matt Mullenweg ve Twitter’ın yatırımcı kadrosunda yer alan, TED konuşmacılarından, Tim Ferriss’la tanıştım. Timm 33 yaşında, Matt ise 30′unda bile değil. O insanları gördüğümde, hiç çok şanslılar diye düşünmedim.

Matt, fotoğraf çekmeyi severken ve yazılım hakkında hiçbir şey bilmiyorken, fotoğraflarını arkadaşlarıyla paylaştıkları siteden yola çıkarak adım adım WordPress’i yaratmış. Mat, açık kaynak yazılımı işini çok sevdiğinden ve çok çalıştığından, en büyük motivasyon kaynağının tutku (passion) ve iç motivasyon olduğundan bahsetti. Açık kod nedeniyle kopyalanacağımızdan korkmuyorum çünkü çok çalışıyoruz ve farklıyız dedi. Müthiş bir özgüveni vardı ve konuşmasının bir yerinde, yaptığı işin tam bir meritokrasi örneği olduğundan bahsetti. ( Meritokrasinin tanımı için tıklayın. ) Dün gördüğüm iki Amerikalı’da da, çalışarak yapabileceklerine inanan müthiş bir özgüven vardı.

Matt’in başarı hikayesinde çok çalışmasına ve yeteneğine dayanmanın yanı sıra, doğru zamanda doğru yerde olmanın da büyük etkisi olduğunu gördüm. Matt, 18 yaşlarında, 40-50 derecelik sıcaklıklarda yaşanılan ve yazılım/internet gibi kavramların hiç yaygın olmadığı memleketi Houston’dan, arkadaş ziyareti için San Fransisco’ya gider. Gittiği 90lı yıllarda, San Fransisco, yazılım/açık kod/internet işi için bir merkezdir. Orda Twitter’ın dizaynırı ile tanışır. Bir karar vermek zorundadır. Ya evinde kalıp üniversiteye devam edecektir ya da San Fransisco’ya gidip, müthiş heyecan duyduğu yazılım işinin içine girecektir. Ve okulu bırakıp San Fransisco’ya gider. Matt’in hikayesini, Malcolm Gladwell’in, Outliers (Çizginin Dışındakiler) kitabında sözünü ettiği Bill Gates, Steve Jobs gibilerin başarılarında çok etkili olan doğru zamanda, doğru yerde olmaları teorisine çok benzettim.(Bu konuda, Ufuk Tarhan’ın Dünyayı kimler değiştirecek yazısını okuyabilirsiniz)

Tim Ferris kimdir? Tim Ferris’i tanımak için, yapmaktan en çok korktuğu 3 şey’i, yüzmeyi, yüzmeyi iple çekecek kadar, japoncayı daha sonra 5-6 dil öğrenmesine yol açacak kadar, salon danslarını, 4 ay sonraki Buenos Aires bölge yarışmasında derece yapacak kadar iyi nasıl öğrendiğini anlatan müthiş TED videos’unu izlemenizi tavsiye ederim.

Ayrıca Tim Ferris’in yeni dünya düzeni, yeni zenginlik kavramını anlattığı New York Times’te bestseller olmuş The Four Hour WorkWeek kitabını okuduktan sonra paylaşacağım. Kitap hakkında linkten , konuşmacılar hakkında linkten bilgiye ulaşabilirsiniz.

Bize Tim ve Matt’la tanışma fırsatı verdikleri için, E-Tohum ekibine, Burak Büyükdemir’e, WordPress Türkiye ekibine teşekkürler,
İyi Pazarlar